RAHİM KANSERİ (ENDOMETRİUM KANSERİ)

RAHİM KANSERİ (ENDOMETRİUM KANSERİ)
Rahim kanseri nedir?
Resmi büyütmek için tıklayın
Rahim kanseri terimiyle tek bir kanser türü değil, birden çok çeşit olabilen ve rahim dokularından gelişen kanserler ifade edilmektedir. Ancak en sık görülen tip olan endometrium kanseridir, bu nedenle rahim kanseri denildiğinde genellikle bu tip kastedilir. Endometrium rahmin iç yüzündeki boşluğu döşeyen zardır, bu nedenle endometrium kanserine halk dilinde rahim içi kanseri veya rahim iç zarı kanseri de denir. Uterin sarkomlar rahim kanserlerinin diğer tiplerini oluştururlar.

Rahim kanseri ve rahim ağzı (serviks) kanseri tamamen farklı grup kanserlerdir, bu ikisi karıştırılmamalıdır. Bu iki kanser türü sebepleri, genel özellikleri, tedavileri gibi birçok açıdan tamamen farklılık gösterirler, bu nedenle rahim kanseri ifadesi rahim ağzı kanserlerini içermez. Sağdaki resimde rahim (uterus) ve rahim ağzı (serviks) farklı bölgeler olarak izlenmektedir.

Eş anlamlı terimler şu şekide özetlenebilir:
Rahim kanseri = Uterin kanserler = Uterus kanserleri (En sık tipi endometrium kanseri)
Rahim ağzı kanseri = Serviks kanseri (En sık tipi squamöz hücreli karsinom)

Belirtileri:
Rahim kanserlerinin en önemli ve sık görülen belirtisi vajinal kanamadır. Köken aldığı yer nedeniyle kolayca vajinal kanamaya neden olabilmesi bu kanserlerin iyi bir özelliğidir çünkü bu sayede hastanın doktora erken başvurmasına ve genellikle erken evrede tanı almasına neden olur. Rahim kanseri genellikle menopozda olan kadınlarda görüldüğü için bu kanama hemen dikkat çeker ve hasta yıllar sonra ilk defa adet kanaması oldum şeklinde şikayetle doktora başvurur. Bunun dışında daha nadiren aşırı kilo kaybı, ağrı, akıntı gibi şikayetler de görülebilir. Hiçbir belirti olmadan muayene sırasında şüphelenildiği veya biyopsi sonrasında teşhis konulduğu da sık olur.

Neden olur? Risk faktörleri?
Aşağıdaki risk faktörlerini taşıyan kadınlarda endometrium kanseri daha sık görülür.
– Aşırı kilo
– İnfertilite
– Polikistik over hastalığı (PCOS), anovulasyon
– Hiç doğum yapmamış olmak
– Geç menopoz (menopoza normalden daha ileri yaşta girmek)
– Meme kanseri nedeniyle tamoksifen tedavisi almak endometrium kanseri riskini arttırır

Kolposkopi nedir

KOLPOSKOPİ
Kolposkopi nedir?
Kolposkopi, rahim ağzının yani serviksin video kamera benzeri bir aletle incelenmesidir, bu alete kolposkop denir. Kolposkop ile rahim ağzı, vajen ve vulva incelenir. Kolposkop incelenen alanın büyüteç gibi büyütülerek daha net görünmesine imkan sağlar. Görüntü kameranın üzerindeki dürbün benzeri kısımlardan izlenebilir veya televizyon ekranı gibi bir monitöre aktarılarak monitörden izlenebilir. Görüntü 2-40 defa büyütülerek incelenir ve gerekli görülen yerlerden biyopsi (parça) alınır. Bu işlemleri yapmakta amaç rahim ağzında kanser olmayan fakat tedavi edilmezse yıllar sonra kansere dönüşebilecek bazı lezyonları erkenden saptamaktır, bu sayede rahim ağzı kanseri (serviks kanseri) önlenebilmektedir.

Eski yunancada “kolpos” rahim veya vajina anlamına gelir. Skopos ise bakmak anlamına gelir. Kolpo-skopi (colposcopy) rahime, vajinaya bakmak anlamına gelmektedir.

Kolposkopi işlemi histeroskopi işlemi ile karıştırılmamalıdır. Histeroskopide de kamera benzeri bir alet kullanılır ancak burada alet rahim içerisine kadar sokulur ve rahim içerisi incelenir. Kolposkopi aleti  içeriye sokulmadan, dışarıdan bakılarak inceleme yapılır; sadece rahim ağzının dış yüzeyi gözlenir. Kolposkopideki kamera benzeri alet hastaya temas bile etmez, yaklaşık 20-30 cm uzaktan dürbün gibi gözlem yapılır. Histeroskopide kullanılan ince uzun alet rahim ağzından rahim içerisine kadar ilerletilir ve hastaya temas eder, bu nedenle genellikle anestezi gerektirir, histeroskopi hakkında ayrıntılı bilgiye buraya tıklayarak ulaşabilirsiniz.

Gebelikte hemokonsantrasyon meydana gelir

GEBELİKTE VÜCUTTAKİ FİZYOLOJİK DEĞİŞİKLİKLER
HAMİLELİKTE VÜCUTTA OLUŞAN DEĞİŞİKLİKLER
Gebelik boyunca vücutta hemen her organda ve sistemde çeşitli değişiklikler meydana gelir.

Anne adayı hem bebeğin ve bebek eşi ile eklerinin ağırlığından dolayı hem de kendisinde yağların artması, kan hacminin artması ve memelerdeki, rahimdeki büyümeden dolayı kilo alır.

– Gebelikte anne vücudunda su tutulumu artar.
– Kan hacmi artar. Yaklaşık 1500 ml kan hacmi artışı olur, bunun 1200 ml’si plazma 300 ml kadarı eritrositlerden oluşur. Plazma daha çok arttığı için dilüsyonel anemi meydana gelir. Hemoglobin ve hematokrit değeri azalır.
– Gebelikte kanda trigliseridler ve total kolesterol, HDL, LDL, VLDL ve serbest yağ asitleri artar.
– Demir ihtiyacı artar ve besinlerle karşılanamaz hale gelir, ek demir hapları gerekir.
– Normalde bir kadında 3.5 litre olan kan volümü gebede yaklaşık 5 litre olacak kadar artar.
– Gebelikte kanda beyaz küre (lökosit) artışı olur. Lökosit artışı nötrofil kaynaklıdır, lenfositler değişmez.
– Trombosit düzeyi azalır.
– Sedimentasyon hızı ve C-reaktif protein gibi akut faz reaktanları yükselir. Sedimentasyonun artmasından esas sorumlu olan parametre fibrinojenin artmasıdır.
– Gebelikte bağışıklık sistemi (humoral ve selüler immünite) supresedir yani baskılanmış haldedir.
– Gebelikte kanda koagulasyon yani pıhtılaşmaya eğilim artar.
– Gebelikte kalp atım hızı 10 atım/dakika artar. Kalbin pompaladığı kan miktarı artar.
– Gebelikte göğüs kafesi genişler, diafram yükselir.
– İdrarla az miktarda glikoz (şeker) atılması yani glikozüri gebelikte normaldir.
– Uterusun (rahmin) yaptığı baskıya bağlı ve progesteron hormonunun etkisinden dolayı idrar yolarında (üreterlerde) genişleme meydana gelebilir.
– Günlük idrar çıkışı artar ve sık idrara çıkma meydana gelir.
– Diş eti hipertrofisi (epulis) ve kanaması meydana gelebilir.
– Gebelikte hemoroidler (basur) artabilir.
– Safra taşı oluşma riski artar.
– Omurganın bel bölümünde eğim artar (lordoz) .
– Pelvis (leğen kemiği) eklemlerinde gevşeme meydana gelir.
– Gebelikte akciğerlerde tidal volüm artar ve rezidüel volüm azalır.
– Glomerüler filtrasyon hızı artar.
– Plasma kreatinin azalır.
– Plasma üre azalır.
– Alkalen fosfataz (ALP) fizyolojik olarak artar.
– Pplazma total protein ve  albumün azalır. Total globulin artar.
– Gebelikte anne serumunda biluribin düzeyi azalır, safra asitleri artar.
– Gebelikte anne serumunda karaciğer enzim düzeyleri (ALT, AST) azalır.
– Gebelikte göz içi basınç azalır. Ödemden dolayı korneal kalınlık artabilir.
– Gebelikte bikarbonat eşiği azalır, kan düzeyi düşer (respiratuar alkolozu kompanse etmek için)
– Gebelikte yağ dokusunda lipolitik aktivite artar
– Karaciğerde lipoprotein lipaz aktivitesi azalır.
– Uterus (rahim) büyüklüğü gebeliğin son ayında 5 litre kadar hacime sahiptir. Doğuma yakın dönemde uterusun ağırlığı 1000 gr civarına ulaşır.
– Gebelikte ilk trimesterlarda normalde kan basıncında (özellikle diastolik basınç) düşme izlenir, son aylarda tekrar gebelik öncesi düzeyine yükselir. Doğum sırasında ise hem sistolik hem diastolik kan basıncında yükselme izlenir.
– Gebelikte kalp hızı ve kardiyak output artar, doğum esnasında daha da fazla artış gösterir. Birinci ve üçüncü kalp sesleri sertleşir. Gebelikte sistolik üfürüm duyulması normal olabilir ancak diastolik üfürüm her zaman patolojik kabul edilmeliri.
– EKG’de hafif sol aks deviasyonu görülür.
– Gebelikte böbrek boyutları hafif artar. Glomerüler filtrasyon hızı artar. Anne serumunda üre, kreatinin, ürik asit düzeyi azalır. Kreatinin klirensi artar.
– Günlük idrar hacmi artar.
– Üreterlerde hafif genişmele olur (özellikle sağda)
– Gebelikte serum total kalsiyum düzeyi azalır ancak serbest kalsiyum düzeyi değişmez. İdrarla kalsiyum atılımı artar.
– Gebelikte anne plazmasında sodyum (Na) ve potasyum (K) düzeyleri düşer.
– Gebelikte solunum hızı değişmez. Diaframın yükselmesinden dolayı total akciğer kapasitesi ve rezidüel kapasiteler azalır. Dakikalık ventilatuar volüm artar. Akciğer kompliansı değişmez ancak total akciğer direnci azalır ve hava yolu iletimi artar.
– Gebelikte arterial pCO2 hafif azalır, kompanse respiratuar alkaloz meydana gelir. HCO3 (bikarbonat) azalır. Plazma pH’ı hafif artar, alkalileşir.
– Kanda pH arttığı için hemoglobin-oksijen dissosiasyon eğrisi sola kayar, annede hemoglobinin oksijene afinitesi artar.
– Gebelikte midede asit salgısı azalır ve mukus salgısı artar, bu nedenle peptik ülseri olan hastalarda gebelik döneminde iyileşme görülür.
– Mide içeriğinin geri ağıza doğru gelmesiyle göğüste yanma pyrosis (heartburn, gebelik reflüsü) meydana gelebilir.
– Gebelikte hipofiz bezinde hafif büyüme izlenir.
– Gebelikte total T3 ve T4 artar, serbest T3 ve serbest T4 değişmez (tiroid hormonları). TRH ve TSH değişmez. T3 resin uptake’i azalır.
– Gebelikte kortizon hormonu düzeyi artar.
– Fizyolojik hiperpartiroidizm meydana gelir. Kalsitonin ve 1.25 dihidroksi vitamin D3 düzeyleri de artar.
– Testosteron ve androstenedion artar. DHEA-Sülfat azalır.
– Anne serumunda östrojen ve progesteron düzeyleri artar. FSH ve LH bu artmadan dolayı baskılanır. En çok artış gösteren östrojen E3 (Estriol)’dür ancak yinede düzeyi E2 (Estradiol) seviyesini geçemez, en yüksek düzeyde bulunan E2’dir. En az düzeyde bulunan östrojen E4 (Estetrol)’dür.
– Gebelikte kanda kolloid onkotik basınç azalır.
– Gebelikte hemokonsantrasyon meydana gelir.